|
İNSANIN EVRİMİ SENARYOSU
Tarih boyunca 6000'den fazla maymun türü yaşamıştır. Bunların
çok büyük bir bölümü, nesli tükenerek ortadan kaybolmuştur. Bugün
yalnızca 120 kadar maymun türü yeryüzünde yaşamaktadır. İşte, bu
6000 civarındaki nesli tükenmiş maymun türünün fosilleri evrimciler
için çok zengin bir malzeme kaynağı oluşturur.Evrimciler, yok olmuş
maymun türlerinden işlerine gelen bir bölümünün kafataslarını ve
kemiklerini küçükten büyüğe doğru dizmiş, bu seriye nesli tükenmiş
bazı insan ırklarına ait kafataslarını da ekleyerek insanın evrimi
senaryosunu yazmışlardır. Senaryo şöyledir: "İnsanlar ve günümüz
maymunları ortak atalara sahiptirler. Bu yaratıklar zamanla evrimleşerek
bir kısmı günümüz maymunlarını meydana getirmiş, evrimin diğer bir
kolunu izleyen bir başka grup da günümüz insanlarını oluşturmuştur".Oysa,
bütün paleontolojik, anatomik ve biyolojik bulgular bize, evrimin
bu iddiasının da diğerleri gibi geçersiz olduğunu göstermektedir.
İnsanla maymun arasında herhangi bir akrabalık olduğuna dair hiçbir
somut kanıt yoktur. Sahtekarlıklar, çarpıtmalar, göz boyamalar,
aldatıcı çizim ve hayali yorumlar dışında...Fosil kayıtları bizlere,
tarih boyunca insanların insan, maymunların da maymun olarak kaldıklarını
göstermektedir. Evrimcilerin insanın atası olarak gösterdikleri
fosillerin bir bölümü, aslında günümüze çok yakın tarihlere —örneğin
10.000 sene öncesine— kadar yaşamış ve kaybolmuş eski insan ırklarına
aittir. Dahası, günümüzde halen yaşamakta olan birçok insan topluluğu
ise, evrimcilerin insanın ataları gibi göstermeye çalıştıkları bu
soyu tükenmiş insan ırklarıyla aynı fiziksel görünüm ve özellikleri
taşımaktadır.Hepsinden önemlisi, maymunlar ve insanlar arasında
sayısız anatomik farklılıklar bulunmaktadır ve bunların hiçbiri
evrimle ortaya çıkabilecek türden değildir. "İki ayaklılık"
da bunlardan bir tanesidir. İlerleyen kısımlarda daha ayrıntılı
olarak ele alacağımız gibi, dik olarak iki ayak üzerinde yürüme
sadece insana özgüdür ve insanı diğer canlılardan ayıran en önemli
özelliklerdendir.
İnsanın Hayali Soy Ağacı
Darwinist iddia, bugün yaşayan modern insanın maymunsu birtakım
yaratıklardan geldiğini varsayar. 4-5 milyon yıl önce başladığı
varsayılan bu süreçte, modern insan ile ataları arasında birtakım
"ara form"ların yaşadığı iddia edilir. Gerçekte tümüyle
hayali olan bu senaryoda dört temel "kategori" sayılır:
1— Australopithecines (Australopithecuslar)
2— Homo habilis
3— Homo erectus
4— Homo sapiens
Evrimciler, insanların sözde ilk maymunsu atalarına "güney
maymunu" anlamına gelen "Australopithecus" ismini
verirler. Bu canlılar gerçekte soyu tükenmiş eski bir maymun türünden
başka bir şey değildir. Australopithecuslar'ın çeşitli türleri bulunur;
bunların bazıları iri yapılı, bazıları ise daha küçük ve narin yapılı
maymunlardır.İnsan evriminin bir sonraki safhasını da evrimciler,
"homo" yani insan olarak sınıflandırırlar. İddiaya göre
homo serisindeki canlılar, Australopithecuslar'dan daha gelişmiş
canlılardır. Bu türün evriminin en son aşamasında ise, Homo sapiens,
yani günümüz modern insanının oluştuğu öne sürülür.Evrimci yayınlarda
ve ders kitaplarında yer alan ya da medyada zaman zaman adı geçen
"Java Adamı", "Pekin Adamı", "Lucy"
gibi fosiller de üstte saydığımız dört türden birine dahil edilirler.
Bu türlerin de kendi içlerinde alt türleri olduğu kabul edilir.
İlham Kaynağı Tek Bir Çene Kemiği!
|
İlk bulunan Ramapithecus fosili, iki parçadan oluşmuş eksik
bir çeneden ibaretti. (solda) Ama evrimci çizerler, bu çene
parçalarına dayanarak Ramapithecus’u, ailesini ve yaşadığı ortamı
çizmekte hiçbir güçlük çekmemişlerdi. |
Ramapithecus gibi bir zamanların çok iddialı ara form adayları
ise, sıradan bir maymun olmalarının anlaşılması üzerine, insanın
hayali soy ağacından sessiz sedasız çıkarılmışlardır. 1 Evrimciler
"Australopithecines > Homo habilis > Homo erectus >
Homo sapiens" sıralamasını yazarken, bu türlerin her birinin,
bir sonrakinin atası olduğu izlenimini verirler. Oysa paleoantropologların
son bulguları, Australopithecines, Homo habilis ve Homo erectus'un
dünyanın farklı bölgelerinde aynı dönemlerde yaşadıklarını göstermektedir.
Dahası Homo erectus sınıflamasına ait insanların bir bölümü çok
modern zamanlara kadar yaşamışlar, Homo sapiens neandertalensis
ve Homo sapiens sapiens (modern insan) ile aynı ortamda yanyana
bulunmuşlardır. Bu ise elbette bu canlıların birbirlerinin ataları
oldukları iddiasının geçersizliğini açıkça ortaya koymaktadır.Özetle,
tüm bilimsel bulgular ve araştırmalar, evrimcilerin öne sürdükleri
fosillerin bir evrim sürecini göstermediğini ortaya çıkarmıştır.
İnsanın ataları olarak öne sürülen fosillerin bir kısmı maymun türlerine,
bir kısmı da farklı insan ırklarına aittir. Peki eldeki fosillerin
hangileri insan, hangileri maymundur? Bunların herhangi birisinin
gerçekten bir "ara form" sayılabilmesi mümkün müdür? Bu
soruların cevabını görmek için, söz konusu kategorileri sırayla
ele alalım.
Australopithecus: Bir Maymun
Türü
İlk kategori olan Australopithecus "güney maymunu" anlamına
gelir. Bu canlıların ilk olarak Afrika'da 4 milyon yıl kadar önce
ortaya çıktıkları ve 1 milyon yıl öncesine kadar da yaşadıkları
sanılmaktadır. Australopithecuslar arasında bazı ayrımlar vardır.
Evrimciler en eski Australopithecus türünün A. afarensis olduğunu
varsayarlar. Bundan sonra ise, daha ince kemikli olan A. africanus
ile, ondan daha büyük kemiklere sahip olan A. robustus gelir. A.
boisei bazı araştırmacılara göre ayrı bir tür, bazılarına göre ise
A. robustus'un alt türü olarak kabul edilmektedir. Australopithecus
türlerinin tümü, günümüz maymunlarına benzeyen soyu tükenmiş maymunlardır.
Tümünün beyin hacimleri, günümüz şempanzelerininkiyle aynı veya
daha küçüktür. Ellerinde ve ayaklarında günümüz maymunlarındaki
gibi ağaçlara tırmanmaya yarayan çıkıntılar mevcuttur ve ayakları
dallara tutunmak için kavrayıcı özelliklere sahiptir. Boyları kısadır
(en fazla 130 cm.) ve aynı günümüz maymunlarındaki gibi erkek Australopithecus
dişisinden çok daha iridir. Kafataslarındaki yüzlerce ayrıntı, birbirine
yakın gözler, sivri azı dişleri, çene yapısı, uzun kollar, kısa
bacaklar gibi birçok özellik, bu canlıların günümüz maymunlarından
farklı olmadıklarını gösteren delillerdir.Bu konudaki evrimci iddia
ise, Australopithecuslar'ın, tam bir maymun anatomisine sahip olmalarına
rağmen, diğer tüm maymunların aksine, insanlar gibi dik olarak yürüdükleri
tezidir.
Australopithecus - Şempanze Benzerliği
|
Australopithecus (solda) ve Şempanze (sağda) kafatasları arasında
büyük benzerlik, insanın atası olarak gösterilen Australopithecus’un
gerçekte bir maymun türü olduğunun göstergesidir. |
Söz konusu "dik yürüme" iddiası, Richard Leakey, Donald
Johanson gibi evrimci paleoantropologların onyıllardır savundukları
bir görüştür. Ama pek çok bilim adamı, Australopithecus'un iskelet
yapısı üzerinde sayısız araştırma yapmış ve bu iddianın geçersizliğini
ortaya koymuştur. İngiltere ve ABD'den dünyaca ünlü iki anatomist,
Lord Solly Zuckerman ve Prof. Charles Oxnard'ın, Australopithecus
örnekleri üzerinde yaptıkları çok geniş kapsamlı çalışmalar bu canlıların
iki ayaklı olmadıklarını, günümüz maymunlarınınkiyle aynı hareket
şekline sahip olduklarını göstermiştir. İngiliz hükümetinin desteğiyle,
beş uzmandan oluşan bir ekiple bu canlıların kemiklerini on beş
yıl boyunca inceleyen Lord Zuckerman, kendisi de bir evrimci olmasına
rağmen, Australopithecuslar'ın sadece sıradan bir maymun türü oldukları
ve kesinlikle dik yürümedikleri sonucuna varmıştır. 2 Bu
konudaki araştırmalarıyla ünlü diğer evrimci anatomist Charles E.
Oxnard da Australopithecuslar'ın iskelet yapılarını günümüz orangutanlarınınkine
benzetmektedir. 3 Son olarak 1994 yılında İngiltere'deki
Liverpool Üniversitesi'nden bir ekip, Australopithecuslar'ın iskeleti
ile ilgili kesin bir sonuca varmak için kapsamlı bir araştırma yapmıştır.
Vardıkları sonuç; "Australopithecuslar'ın dört ayaklı olduklarıdır."
4 Kısacası Australopithecuslar, insanlarla hiçbir ilgisi olmayan,
nesli tükenmiş bir maymun türünden başka bir şey değildirler.
Homo Habilis: İnsan Yapılmak
İstenen Maymun
Australopithecuslar'ın iskelet ve kafatası yapılarının şempanzelerden
neredeyse farksız oluşu ve canlıların dik yürüdükleri iddiasının
da sağlam kanıtlarla çürütülmesi, evrimci paleoantropologları oldukça
zor durumda bırakmıştır. Çünkü hayali evrim şemasında Australopithecuslar'dan
sonra Homo erectus gelir. Homo erectus, isminin başındaki "homo"
yani "insan" teriminden de anlaşıldığı gibi bir insan
grubudur ve iskeleti de tamamen diktir. Kafatası hacmi Australopithecuslar'ın
iki katı kadardır. Şempanze benzeri bir maymun türü Australopithecuslar'dan,
modern insandan farksız bir iskelete sahip olan Homo erectus'a geçmek
ise, evrimci teoriye göre bile mümkün değildir. Dolayısıyla "bağlantı"lar,
yani "ara form"lar gerekir. İşte Homo habilis kavramı,
bu zorunluluktan doğmuştur.Homo habilis sınıflandırması 1960'lı
yıllarda ailece "fosil avcısı" olan Leakey'ler tarafından
ortaya atıldı. Leakey'lere göre, Homo habilis olarak sınıflandırdıkları
bu yeni tür canlı, dik yürüme yeteneğine, göreceli olarak büyük
bir beyin hacmine, taştan ve tahtadan alet kullanma yeteneğine sahipti.
Bu sebeple insanın atası olabilirdi.Oysa 80'li yılların ortalarından
sonra bulunan aynı türe ait yeni fosiller, bu görüşü tamamen değiştirecekti.
Yeni bulunan fosillere dayanan Bernard Wood ve Loring Brace gibi
araştırmacılar, bunların, "alet kullanabilen insan" anlamına
gelen Homo habilis yerine, "alet kullanabilen Güney Afrika
maymunu" anlamına gelen Australopithecus habilis olarak sınıflandırılması
gerektiğini söylediler. Çünkü Homo habilis, Australopithecus ismi
verilen maymunlarla birçok ortak özellikler taşıyordu. Aynı Australopithecus
gibi uzun kollu, kısa bacaklı ve maymunsu bir iskelet yapısına sahipti.
El ve ayak parmakları tırmanmaya uyumluydu. Çene yapıları tamamen
günümüz maymunlarınınkine benziyordu. 550 cc.'lik beyin hacimleri
de bunların birer maymun olduklarının en iyi göstergesiydi. Kısacası
bazı evrimciler tarafından ayrı bir tür olarak gösterilen Homo habilis,
gerçekte tüm diğer Australopithecuslar gibi bir maymun türüydü.
İlerleyen yıllarda yapılan araştırmalar, Homo habilis'in gerçekten
de Australopithecus’tan farklı bir canlı olmadığını ortaya koydu.
1984 yılında Tim White tarafından bulunan OH62 iskelet ve kafatası
fosili, bu türün günümüz maymunlarınınki gibi küçük beyin hacmine,
dallara tırmanmaya yarayan uzun kollara ve kısa bacaklara sahip
olduğunu gösterdi.Amerikalı antropolog Holly Smith'in 1994 yılında
yaptığı detaylı analizler de yine Homo habilis'in aslında "homo"
yani insan değil, maymun olduğunu gösterdi. Smith, Australopithecus,
Homo habilis, Homo erectus ve Homo neandertalensis türlerinin dişleri
üzerinde yaptığı analizler hakkında şöyle diyordu:
Dişlerin gelişimi ve yapısı kriterine dayanarak
yaptığımız analizler, Australopithecines ve Homo habilis türlerinin
Afrika maymunlarıyla aynı kategoride olduklarını, ancak Homo erectus
ve Neandertal türlerinin modern insanlarla aynı yapıya sahip olduğunu
göstermektedir.5
Aynı yıl Fred Spoor, Bernard Wood ve Frans Zonneveld adlı üç anatomi
uzmanı çok farklı bir yöntemle yine aynı sonuca ulaştılar. Bu yöntem,
insan ve maymunların iç kulaklarında yer alan ve denge sağlamaya
yarayan yarı-çembersel kanalların karşılaştırmalı analizine dayanıyordu.
Dik yürüyen insanların kanalları ile, eğik yürüyen maymunların kanalları
birbirlerinden somut bazı farklılıklarla ayrılıyorlardı. Spoor,
Wood ve Zonneveld'in, inceledikleri tüm Australopithecus ve dahası
Homo habilis örneklerinin iç kulak kanalları modern maymunlarınkiyle
aynıydı. Homo erectus'un iç kulak kanalları ise, aynı modern insanlardaki
gibiydi. 6
Bu bulgu çok önemli iki sonucu göstermekteydi:
(1) Homo habilis adıyla anılan fosiller,
gerçekte "homo" yani insan sınıflamalarına değil, Australopithecus
(maymun) sınıflamalarına dahildi.
(2) Hem Homo habilis hem de Australopithecus türleri, eğik yürüyen,
yani maymun iskeletine sahip canlılardı. İnsanlarla ilgileri yoktu.
İç Kulak Analizi Sonucu:
Maymundan İnsana Geçiş Yok
İnsan ve maymunların iç kulaklarında yer alan yarı-çembersel kanalların
karşılaştırmalı analizi, insanın atası olarak gösterilen canlıların
gerçekte sıradan birer maymun olduğunu göstermiştir. Australopithecus
ve Homo habilis türleri maymun iç kulak kanallarına, Homo erectus
ise insan iç kulak kanalına sahiptir.
Homo
Erectus ve Sonrası: Gerçek İnsanlar
Evrimcilerin hayali şemasına göre homo türünün kendi içindeki evrimi
şöyledir: Önce Homo erectus, sonra Homo sapiens archaic ve Neandertal
insanı, sonra da Cro-magnon Adamı ve günümüz insanı... Oysa bu sınıflamaların
hepsi, gerçekte sadece özgün insan ırklarıdır. Aralarındaki fark,
bir eskimo ile bir zenci ya da bir pigme ile Avrupalı arasındaki
farktan daha büyük değildir.
Homo erectus ırkına ait Turkana Çocuğu fosili; bizden neredeyse
farksız.Öncelikle evrimcilerin en ilkel tür saydıkları Homo
erectus'u inceleyelim. "Erect" terimi "dik"
demektir. Homo erectus ise "dik yürüyen insan" anlamına
gelir. Evrimciler bu insanları, "erect" sıfatı ile öncekilerden
ayırmak zorunda kalmışlardır. Çünkü eldeki tüm Homo erectus fosilleri,
Australopithecus ya da Homo habilis örneğinde görülmediği kadar
diktir. Modern insanın iskeleti ile Homo erectus iskeleti arasında
hiçbir fark yoktur.Evrimcilerin Homo erectus'u "ilkel"
saymaktaki en önemli dayanakları ise, kafatası hacminin (900-1100
cc.) modern insanın ortalamasından küçüklüğü ve kalın kaş çıkıntılarıdır.
Oysa bugün de dünyada Homo erectus'la aynı kafatası ortalamasında
pek çok insan yaşamaktadır (örneğin pigmeler) ve bugün de çeşitli
ırklarda kaş çıkıntıları vardır (örneğin Avusturalya yerlileri Aborijinler'de).Kafatası
hacmi farklılığının zeka ve beceri yönünden hiçbir fark oluşturmadığı
ise bilinen bir gerçektir. Zeka, beynin hacmine göre değil, beynin
kendi içindeki organizasyonuna göre değişir.7
Homo erectus'u dünyaya tanıtan fosiller, her ikisi de Asya'da bulunan
Pekin Adamı ve Java Adamı fosilleriydi. Ancak zamanla bu iki kalıntının
da güvenilir olmadıkları anlaşıldı. Pekin Adamı, sadece alçıdan
yapılmış ve aslı kaybolmuş modellerden ibaretti, Java Adamı ise
bir kafatası parçası ile, ondan metrelerce uzakta bulunmuş bir leğen
kemiğinden oluşuyordu ve bunların aynı canlıya ait olduğuna dair
hiçbir gösterge yoktu. Bu nedenle Afrika'da bulunan Homo erectus
fosilleri giderek daha fazla önem kazandı. (Bu arada, homo erectus
olarak tanımlanan fosillerin bir kısmının, bazı evrimciler tarafından
"Homo ergaster" adlı ikinci bir sınıflamaya dahil edildiğini
de belirtmek gerekir. Bu konuda aralarında anlaşmazlık vardır. Biz
söz konusu fosillerin hepsini homo erectus sınıflaması içinde ele
alacağız.)Afrika'da bulunan Homo erectus örneklerinin en ünlüsü,
Kenya'daki Turkana Gölü yakınlarında bulunan "Narikotome homo
erectus" ya da "Turkana Çocuğu" fosilidir. Bu fosilin
sahibinin 12 yaşında bir çocuk olduğu ve büyüdüğü zaman yaklaşık
1.83 boyunda olacağı saptanmıştır. Fosilin dik iskelet yapısı günümüz
insanından farksızdır. Amerikalı paleoantropolog Alan Walker, "ortalama
bir patolojistin bu fosilin iskeletiyle, bir modern insan iskeletini
birbirinden ayırmasının çok güç olduğunu" söyler.8 Walker kafatası
için de, "bir Neandertal kafatasına aşırı derecede benzediğini"
söylemektedir.9 Neandertaller biraz sonra inceleyeceğimiz gibi günümüz
insanın bir ırkıdırlar. Dolayısıyla Homo erectus da yine günümüz
insanın bir ırkıdır. Nitekim evrimci Richard Leakey bile Homo erectus'un
günümüz insanı ile olan farklılığının ırksal farklılıktan öte bir
anlam taşımadığını şöyle ifade eder:
Herhangi bir kişi farklılıkları farkedebilir: Kafatasının
biçimi, yüzün açısı, kaş çıkıntısının kabalığı vs. Ancak bu farklılıklar
bugün değişik coğrafyalarda yaşamakta olan insan ırklarının birbirleri
arasındaki farklılıklardan daha fazla değildir. Böyle bir varyasyon,
topluluklar birbirlerinden uzun zaman aralıklarında ayrı tutuldukları
zaman ortaya çıkar.10
Connecticut Üniversitesi'nden Prof. William Laughlin, Eskimolar
ve Aleut Adaları insanları üzerinde uzun yıllar anatomik incelemeler
yapmış ve bu insanlar ile Homo erectus'un şaşırtıcı derecede birbirlerine
benzediklerini görmüştür. Laughlin'in vardığı sonuç, tüm bu ırkların
gerçekte Homo sapiens türüne (modern insana) ait farklı ırklar olduğudur:
Hepsi Homo sapiens türüne ait olan Eskimolar ve
Avusturalya yerlileri gibi uzak gruplar arasındaki büyük farklılıkları
dikkate aldığımızda, Homo erectus'un da kendi içinde farklılıklar
taşıyan bu türe (Homo sapiens'e) ait olduğu sonucuna varmak çok
mantıklı gözükmektedir.11
Bir insan ırkı olan Homo erectus ile "insanın evrimi"
senaryosunda kendisinden önce gelen maymunlar (Australopithecus,
Homo habilis, Homo rudolfensis) arasında ise büyük bir uçurum vardır.
Yani fosil kayıtlarında beliren ilk insanlar, evrim süreci olmadan,
aynı anda ve aniden ortaya çıkmışlardır. Yaratılmış olmalarının
bundan daha açık bir göstergesi olamaz.
700 Bin Yıllık Gemi Mühendisleri
ANTİK DENİZCİLER
|
İlk insanlar sandığımızdan çok daha akıllıydı…!”
New Scientist dergisinde yayınlanan 14 Mart 1998 tarihli bu habere
göre, evrimcilerin Homo erectus adını verdikleri insanlar 700 bin
yıl önce gemicilik yapıyorlardı. Gemi yapacak bilgi ve teknolojiye
ve deniz ulaşımını gerektiren bir kültüre sahip olan bu insanların
“ilkel” sayılması elbette imkansızdır.
Neandertaller: İri Yapılı Bir
İnsan Irkı
Neandertaller bundan 100 bin yıl önce Avrupa'da aniden ortaya çıkmış
ve yaklaşık 35 bin yıl önce de yine hızlı ve sessiz bir biçimde
yok olmuş —ya da diğer ırklarla karışarak asimile olmuş— insanlardır.
Günümüz insanından tek farkları, iskeletlerinin biraz daha güçlü
ve kafatası ortalamalarının biraz daha yüksek olmasıdır.
26 BİN YILLIK İĞNE : (Solda) Neandertal insanının günümüzden
onbinlerce yıl önce giyim-kuşam bilgisine sahip olduğunu gösteren
ilginç bir fosil : 26 bin senelik iğne. (D. Johanson, B. Edgar.
From Lucy to Language. S. 99)
SAHTE MASKELER : (Sağda) Evrimciler günümüz insanından hiçbir
önemli farkları olmayan Neandertaller’e sahte çizimlerle kasıtlı
olarak maymunsu bir görünüm verirler.
Neandertaller bir insan ırkıdır ve bugün artık bu gerçek hemen
herkes tarafından kabul edilmektedir. Evrimciler bu insanları "ilkel
bir tür" olarak göstermek için çok çabalamışlar, ama bütün
bulgular Neandertal insanının bugün sokakta yürüyen herhangi bir
"yapılı" insandan daha farklı olmadığını göstermiştir.
Bu konuda önde gelen bir otorite sayılan New Mexico Üniversitesi'nden
paleoantropolog Erik Trinkaus şöyle yazar:
Neandertal kalıntıları ve modern insan kemikleri
arasında yapılan ayrıntılı karşılaştırmalar göstermektedir ki, Neandertaller'in
anatomisinde, ya da hareket, alet kullanımı, zeka seviyesi veya
konuşma kabiliyeti gibi özelliklerinde modern insanlardan aşağı
sayılabilecek hiçbir şey yoktur. 12
Bu nedenle günümüzde birçok araştırmacı, Neandertal insanını günümüz
insanının bir alt türü olarak tanımlayarak "Homo sapiens neandertalensis"
demektedir. Bulgular, Neandertaller'in ölülerini gömdüklerini, çeşitli
müzik aletleri yaptıklarını ve aynı dönemde yaşamış Homo sapiens
sapienslerle beraber, gelişmiş bir kültürü paylaştıklarını açıkça
göstermektedir. Kısacası Neandertaller, sadece zamanla ortadan kaybolmuş
"yapılı" bir insan ırkıdır.
Homo Sapiens'in Gizli Tarihi
Tüm bu incelediklerimizin yanında, hayali evrim soy ağacını temelinden
yıkan en önemli ve şaşırtıcı gerçek ise, Homo sapiens'in, yani modern
insanın tarihinin hiç umulmadık kadar geriye gitmesidir. Paleontolojik
bulgular, bundan neredeyse bir milyon yıl öncesinde, bize tıpatıp
benzeyen Homo sapiens insanlarının yaşadığını göstermektedir. Bu
konudaki ilk bulgular, ünlü evrimci paleoantropolog Louis Leakey'e
aitti. Leakey, 1932 yılında Kenya'daki Victoria gölü yakınlarındaki
Kanjera bölgesinde anatomik olarak modern insandan farkı olmayan,
Orta Pleistosen devrine ait birkaç tane fosil buldu. Ancak Orta
Pleistosen devri, bundan bir milyon yıl öncesi demekti. 13
Bu bulgular evrim soy ağacını tepetaklak ettiği için diğer bazı
evrimci paleoantropologlar tarafından reddedildi. Ama Leakey, hesaplarının
doğru olduğunu her zaman için savundu.
Bu tartışma unutulmaya başlamıştı ki, 1995 yılında İspanya'da bulunan
bir fosil, Homo sapiens'in tarihinin sanıldığından çok daha eski
olduğunu çok çarpıcı bir biçimde ortaya çıkardı. Söz konusu fosil,
Madrid Üniversitesi'nden üç İspanyol paleoantropolog tarafından
İspanya'daki Atapuerca adı verilen bölgedeki Gran Dolina mağarasında
bulundu. Fosil, günümüz insanıyla tamamen aynı görünüme sahip 11
yaşındaki bir çocuğa ait bir insan yüzüydü. Ancak çocuk öleli tam
800 bin yıl olmuştu. Discover dergisi, Aralık 1997 sayısında, konuya
geniş yer verdi.Bu fosil, Gran Dolina araştırma ekibinin başı Arsuaga
Ferreras'ın bile insanın evrimi hakkındaki inançlarını sarsmıştı.
Ferreras, şöyle diyordu:
Büyük, geniş, şişkin, yani anlayacağınız ilkel
bir şeyle karşılaşmayı umuyorduk. 800.000 yıl yaşındaki bir çocuktan
beklentimiz, Turkana Çocuğu gibi bir şey olmasıydı. Ama bizim bulduğumuz
bütünüyle modern bir yüzdü... Bunlar sizi sarsan türden şeyler:
Fosil bulmak değil, tamam fosil bulmak da beklenmedik ve güzel bir
olay. Fakat, en etkileyici olanı bugüne ait olduğunu düşündüğünüz
birşeyi geçmişte bulmanız. Bu bir anlamda, Gran Dolina'da kasetçalar
bulmak gibi birşey. Böyle birşey çok şaşırtıcı olurdu elbette. Alt
Pleistosen tabakalarında teypler, kasetler bulmayı beklemiyoruz,
ancak 800 bin yıllık "modern" bir yüz bulmak da bunun
gibi bir şey. Onu gördüğümüzde çok şaşırmıştık. 14
Bu fosil Homo sapiens'in tarihinin 800 bin yıl kadar geriye götürülmesi
gerektiğine işaret ediyordu. Ama fosili bulan evrimciler, ilk şoku
atlattıktan sonra, bu fosilin başka bir türe ait olduğuna karar
verdiler. Çünkü evrim soy ağacına göre 800 bin yıl önce Homo sapiens'in
yaşamamış olması gerekiyordu. Bu yüzden "Homo antecessor"
adlı hayali bir tür oluşturdular ve Atapuerca kafatasını bu sıralamaya
dahil ettiler.
1.7 Milyon Yıllık Kulübe ve
3.6 Milyon Yıllık Modern Ayak İzleri!...
 |
Şimdiye kadar ele geçen pek çok bulgu, Homo sapiens'in tarihinin
800 bin yıldan bile çok daha eski olduğunu gösteriyordu. Bunlardan
birisi, yine Louis Leakey'nin 1970'lerin başında Olduvai Gorge'daki
bulgularıydı. Leakey buradaki Bed II katmanında Australopithecus,
Homo habilis ve Homo erectus türlerinin aynı anda birarada yaşadıklarını
tespit etmişti. Ancak bundan da ilginç olan, Leakey'in aynı katmanda
(Bed II) bulduğu bir yapıydı. Leakey, burada, taştan yapılmış bir
kulübenin (solda) kalıntılarını bulmuştu. Olayın en garip yönü ise,
Afrika'nın bazı bölgelerinde hala kullanılan bu yapıların sadece
Homo sapiensler tarafından yapılmış olabileceğiydi! Yani, Leakey'nin
bulgularına göre, Australopithecus, Homo habilis, Homo erectus ve
modern insan, bundan yaklaşık 1.7 milyon yıl önce birarada yaşamış
olmalıydılar. 15 Bu gerçek, elbette, modern insanların Australopithecus
olarak tanımlanan maymunlardan evrimleştiğini öne süren evrim teorisini
kesin biçimde geçersiz kılıyordu.
Aslında şimdiye dek modern insanların izlerini 1.7 milyon yıldan
bile daha geriye götüren bulgular ele geçti. Bu bulguların en önemlisi,
Mary Leakey tarafından 1977 yılında Tanzanya'nın Laetoli bölgesinde
bulunan ayak izleriydi. Bu izler, 3.6 milyon yıl yaşında olduğu
hesaplanan bir tabakanın üzerindeydi ve en önemlisi, günümüz insanının
bırakacağı ayak izlerinden tamamen farksızdı.
Mary Leakey'in bulduğu bu ayak izleri daha sonra Don Johanson ve
Tim White gibi ünlü paleoantropologlar tarafından da incelendi.
Varılan sonuçlar aynıydı. White şöyle yazıyordu:
Hiç kuşkunuz olmasın... Bunlar modern insanın ayak
izlerinden tamamen farksız. Eğer bu izler bugün bir California plajında
olsalardı ve bir çocuğa bunların ne olduğu sorulsaydı, hiç tereddüt
etmeden burada bir insanın yürüdüğünü söylerdi. Bunları, kumsalda
yer alan diğer yüzlerce insan ayak izinden ayırt edemezdi. Dahası,
siz de ayırt edemezdiniz. 16
Kuzey California Üniversitesi'nden Louis Robins ise ayak izlerini
inceledikten sonra şöyle diyordu:
Ayağın kemeri yüksektir, ufak olan kişinin ayak
kemeri benimkisinden bile daha yüksektir, yani parmaklar insan parmaklarıyla
aynı şekilde yeri kavramaktadırlar. Bunu başka hayvan formlarında
göremezsiniz. 17
Ayak izlerinin morfolojik yapısı üzerinde yapılan incelemeler,
bunun bir insan, hem de modern insan (Homo sapiens) izi olarak kabul
edilmesi gerektiğini tekrar tekrar gösteriyordu. İzleri inceleyen
Russell Tuttle, şöyle yazıyordu:
Bu izler, çıplak ayaklı bir Homo sapiens tarafından
bırakılmış olmalıdır... Yapılan tüm morfolojik incelemeler, bu izleri
bırakan canlının ayağının, modern insanlarınkilerden farklı olmadığını
göstermektedir. 18
Tarafsız incelemeler, ayak izlerinin gerçek sahiplerini de tanımladı:
Ortada, 10 yaşındaki modern bir insanın 20 tane ve daha küçük yaşta
birinin de 27 tane fosilleşmiş ayak izi vardı. Ve bunlar, kesinlikle,
bizim gibi normal insanlardı.
Bu durum, Laetoli izlerini onyıllar boyu tartışma konusu haline
getirdi. Evrimci paleoantropologlar, modern bir insanın 3.6 milyon
yıl önce yeryüzünde yürüyebildiğini kabul edememenin sıkıntısı içinde,
bir açıklama yapmaya çalıştılar. 90'lı yıllarda bu "açıklama"
şekillendi. Evrimciler bu izlerin bir Australopithecus tarafından
bırakılmış olması gerektiğine karar verdiler; çünkü bundan 3.6 milyon
yıl önce bir homo türünün yaşamış olması —teorilerine göre— mümkün
değildi! Russell Tuttle, 1990 tarihli bir makalesinde şöyle yazıyordu:
Sonuçta, Laetoli G bölgesindeki 3.5 milyon
yıllık ayak izleri bugünkü modern insanların izlerine çok benzemektedir.
Bulgu, bu izleri bırakan canlıların bizden daha kötü ya da farklı
yürüyen bir canlı olduğunu göstermemektedir. Eğer bu izler bu kadar
eski olmasalardı, bunların da bizim gibi bir homo türü tarafından
bırakıldıklarını hiç tartışmasız kabul edebilirdik... Ama yaş sorunu
nedeniyle, bu izlerin Lucy fosili ile aynı türe, yani Australopithecus
afarensis türüne ait bir canlı tarafından bırakıldığı varsayımını
kabul etmek durumundayız. 19
Kısacası, 3.6 milyon yıl yaşında olduğu söylenen bu ayak izlerinin
Australopithecuslar'a ait olması imkansızdı. Ayak izlerinin Australopithecuslar
tarafından yapıldığının düşünülmesinin sebebi ise sadece, fosillerin
bulunduğu ve 3.6 milyon yıl yaş biçilen volkanik tabakaydı. Bu kadar
eski bir tarihte insanların yaşamış olamayacağı düşünülerek, izler
Australopithecuslar'a atfedilmişti.
1. David Pilbeam, "Humans Lose an Early Ancestor",
Science, Nisan 1982, ss. 6-7.
2. Solly Zuckerman, Beyond The Ivory Tower, New York: Toplinger
Publications, 1970, ss. 75-94. -
3. Charles E. Oxnard, "The Place of Australopithecines in Human
Evolution: Grounds for Doubt", Nature, Cilt 258, s. 389.
4. Fred Spoor, Bernard Wood, Frans Zonneveld, "Implication
of Early Hominid Labryntine Morphology for Evolution of Human Bipedal
Locomotion", Nature, Cilt 369, 23 Haziran 1994, ss. 645-648.
5. Fred Spoor,age.
6. Tim Bromage, New Scientist, cilt133, 1992, s. 38-41.
7. Boyce Rensberger, The Washington Post, 19 Kasım 1984.
8. Boyce Rensberger, The Washington Post, 19 Kasım 1984.
9. Richard Leakey, The Making of Mankind, London: Sphere Books,
1981, s. 62.
10. Marvin Lubenow, Bones of Contention, Grand Rapids, Baker, 1992.
s. 136.
11. Erik Trinkaus, "Hard Times Among the Neanderthals",
Natural History, cilt 87, Aralık 1978, s. 10; R. L. Holloway, "The
Neanderthal Brain: What Was Primitive", American Journal of
Physical Anthropology Supplement, Cilt 12, 1991, s. 94.
12. Erik Trinkaus, "Hard Times Among the Neanderthals",
Natural History, cilt 87, Aralık 1978, s. 10; R. L. Holloway, "The
Neanderthal Brain: What Was Primitive", American Journal of
Physical Anthropology Supplement, Cilt 12, 1991, s. 94.
13. L. S. B. Leakey, The Origin of Homo Sapiens, ed. F. Borde, Paris:
UNESCO, 1972, s. 25-29; L. S. B. Leakey, By the Evidence, New York:
Harcourt Brace Jovanovich, 1974.
14. "Is This The Face of Our Past", Discover, Aralık 1997,
s. 97-100.
15. A. J. Kelso, Physical Anthropology, 1.b., 1970, ss. 221; M.
D. Leakey, Olduvai Gorge, Cilt 3, Cambridge: Cambridge University
Press, 1971, s. 272.
16. D. C. Johanson & M. A. Edey, Lucy: The Beginnings of Humankind,
New York: Simon & Schuster, 1981, s. 250.
17. Science News, Cilt 115, 1979, ss. 196-197.
18. I. Anderson, New Scientist, Cilt 98, 1983, s. 373.
19. R. H. Tuttle, Natural History, Mart 1990, ss. 61-64.
|
|