|
Evrimci senaryo, balıkların da, bir süre sonra bir şekilde sudan
çıkıp kara canlılarına dönüştüklerini iddia eder. Oysa bu geçişi
imkansız kılan pek çok fizyolojik ve anatomik faktör vardır. Dahası,
sudan karaya geçiş masalını destekleyebilecek hiç bir fosil delili
yoktur.Evrimcilerin bu konudaki senaryosuna göre, balıklar önce
amfibiyenlere evrimleşmişlerdir. Ama tahmin edilebileceği gibi bu
senaryonun da hiçbir delili yoktur. Yarı balık-yarı amfibiyen bir
canlının yaşadığını gösteren tek bir fosil bile bulunamamıştır.
Omurgalı Paleontolojisi ve Evrim kitabının yazarı olan ünlü evrimci
Robert L. Carroll, bu gerçeği "erken amfibiyenlerle balıklar
arasında ara form fosillerine sahip değiliz" diyerek istemeden
de olsa ifade etmektedir.1 Evrimci paleontologlar Colbert
ve Morales ise, amfibiyenlerin üç sınıfı olan kurbağalar, semenderler
ve sesilyenler hakkında şu yorumu yaparlar:
Palezoik devir amfibiyenlerinin ortak bir ataya
sahip olduklarını gösterebilecek tek bir kanıt yoktur. Bilinen en
eski kurbağalar, semenderler ve sesilyenler şu an yaşamakta olan
örneklerine son derece benzerdirler.2
Evrimci paleontolog Gerald T. Todd, "Kemikli Balıkların Evrimi"
başlıklı bir makalesinde bu gerçek karşısında şu çaresiz soruları
sıralar:
Kemikli balıkların her üç sınıfı da, fosil tabakalarında
aynı anda ve aniden ortaya çıkarlar... Peki ama bunların kökenleri
nedir? Bu denli farklı ve kompleks yaratıkların ortaya çıkmasını
ne sağlamıştır? Ve neden kendilerine evrimsel bir ata oluşturabilecek
canlıların izlerinden eser yoktur?3
Ama bundan 50 yıl öncesine kadar balık-amfibiyen arası bir fosilin
var olduğu sanılıyordu. Yaşı 410 milyon yıl olarak hesaplanan ve
Cœlacanth adı verilen bir balık fosili, birçok evrimci kaynakta
çok kesin bir ara geçiş formu olarak tanıtılıyordu. Evrimciler Cœlacanth'ın
ilkel bir akciğere, gelişmiş bir beyne, karadan çıkmaya hazır bir
dolaşım ve sindirim sistemine, hatta ilkel bir yürüme şekline sahip
bir ara-geçiş formu olduğunu iddia ediyorlardı. Bu yorumlar 1930'ların
sonuna kadar bütün bilim çevrelerinde tartışmasız kabul edildi.
Solda; 410 milyon yıllık Coelecanth fosili. Evrimciler bu canlının
fosiline dayanarak, bunun sudan karaya geçişteki ara geçiş formu
olduğunu söylüyorlardı. Ancak ilki 1938 yılında olmak üzere (sağda)
bu balığın canlı örneklerinin defalarca yakalanması, evrimcilerin
spekülasyonlarda ne kadar ileri gidebileceklerini gösterdi.
 |
Ancak 22 Aralık 1938'de Hint Okyanusu'nda çok ilginç bir keşif
yapıldı. Yetmiş milyon yıl önce soyu tükenmiş bir ara geçiş formu
olarak tanıtılan Cœlacanth ailesinin canlı bir üyesi okyanusun açıklarında
ele geçti! Cœlacanth'ın "kanlı-canlı" bir örneğinin bulunması,
evrimciler açısından büyük bir şoktu kuşkusuz. Evrimci paleontolog
J. L. B. Smith, "yolda dinozora rastlasaydım, daha çok şaşırmazdım"4
demişti. İlerleyen yıllarda başka bölgelerde de 200'den fazla Cœlacanth
yakalandı.Bu balıkların yakalanmasıyla beraber evrimcilerin hayali
yorumlar yapmakta ne kadar ileri gidebilecekleri de anlaşılmış oldu.
Cœlacanth iddiaların aksine ne ilkel bir akciğere, ne de büyük bir
beyne sahipti. Evrimci araştırmacıların ilkel akciğer olduğunu düşündükleri
yapı, balığın vücudunda bulunan bir yağ kesesinden başka bir şey
değildi.5 Dahası, "sudan çıkmaya hazırlanan bir sürüngen
adayı" olarak tanıtılan Cœlacanth'ın, gerçekte okyanusun en
derin sularında yaşayan ve 180 m. derinliğin üzerine hemen hiç çıkmayan
bir dip balığı olduğu anlaşıldı.6
Sudan Karaya Geçiş Neden Mümkün
Değildir ?
Evrimciler suda yaşayan canlıların günün birinde, her nasılsa,
karaya çıkarak kara canlılarına dönüştüklerini iddia ederler. Oysa
bu tür bir geçişimkansız kılan sayısız anatomik ve fizyolojik faktör
vardır. Bunların en belirgin olanlarını şöyle sıralayabiliriz:
1. Ağırlığın taşınması: Denizlerde yaşayan canlılar kendi
ağırlıklarını taşımak gibi bir sorunla karşılaşmazlar.Oysa karada
yaşayanların büyük bir kısmı enerjilerinin % 40'ını vücutlarını
taşımak için kullanırlar. Kara yaşamına geçecek bir su canlısının
bu enerji ihtiyacını karşılayabilecek yeni kas ve iskelet yapıları
geliştirmesi(!) kaçınılmazdır, fakat bu kompleks yapıların rastgele
mutasyonlarla oluşması da mümkün değildir.
2. Sıcaklığın korunması: Karada ısı çok çabuk ve çok büyük
farklarla değişir. Bir kara canlısının, bu yüksek ısı farklılıklarına
uyum sağlayacak bir metabolizması vardır. Oysa denizlerde ısı çok
ağır değişir ve bu değişim karadaki kadar büyük farklar arasında
olmaz. Denizlerdeki sabit sıcaklığa göre bir vücut sistemine sahip
olan bir canlı, karada yaşayabilmek için, karadaki sıcaklık değişimine
uyum sağlayacak korunma sistemini kazanmak zorundadır. Kuşkusuz
balıkların karaya çıkar çıkmaz rastlantısal mutasyonlar sonucunda
böyle bir sisteme kavuştuklarını öne sürmek son derece saçmadır.
3. Suyun kullanımı: Canlılar için kaçınılmaz bir ihtiyaç
olan su, kara ortamında az bulunur. Bu nedenle suyun, hatta nemin
ölçülü kullanılması zorunludur. Örneğin deri, su kaybetmeyi ve buharlaşmayı
önleyecek şekilde olmalıdır. Canlı susama duygusuna sahip olmalıdır.
Oysa suda yaşayan canlıların susama duygusu bulunmaz ve derileri
de susuz ortama uygun değildir.
4. Böbrekler: Su canlıları, başta amonyak olmak üzere vücutlarında
biriken artık maddeleri, bulundukları ortamda su bol olduğundan
hemen süzerek atabilirler. Karada ise suyun minimum düzeyde kullanılması
gerekmektedir. Bu nedenle bu canlılar bir böbrek sistemine sahiptirler.
Böbrekler sayesinde amonyak, üreye çevrilerek depolanır ve atımında
minimum düzeyde su kullanılır. Ayrıca böbreğin çalışmasını mümkün
kılan yeni sistemlere ihtiyaç vardır. Kısacası, sudan karaya geçişin
gerçekleşmesi için böbreği olmayan canlıların bir anda gelişmişbir
böbrek sistemi edinmesi gerekir.
5. Solunum sistemi: Balıklar suda erimişhalde bulunan oksijeni
solungaçlarıyla alırlar. Suyun dışında ise birkaç dakikadan fazla
yaşayamazlar. Karada yaşamaları için, bir anda kusursuz bir akciğer
sistemi edinmeleri gerekir.
Tüm bu fizyolojik değişikliklerin aynı canlıda tesadüfler sonucu
ve aynı anda meydana gelmesi ise elbette imkansızdır.
1. R. L. Carroll, Vertebrate Paleontology and Evolution, New York:
W. H. Freeman and Co. 1988, s. 4.
2. Edwin H. Colbert, M. Morales, Evolution of the Vertebrates, New
York: John Wiley and Sons, 1991, s. 99.
3. Gerald T. Todd, "Evolution of the Lung and the Origin of
Bony Fishes: A Casual Relationship", American Zoologist, Cilt
26, No. 4, 1980, s. 757.
4. Jean-Jacques Hublin, The Hamlyn Encyclopædia of Prehistoric Animals,
New York: The Hamlyn Publishing Group Ltd., 1984, s. 120.
5. Jacques Millot, "The Coelacanth", The Scientific American,
Cilt 193, Aralık 1955, s. 39.
6. Bilim ve Teknik Dergisi, Kasım 1998, Sayı 372, s. 21.
|